CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 19 Mart sonrası yaptığı konuşmalarda, bir ismi hususiyetle, sistemli ve istemli bir şekilde hedef aldı.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i…
Saraçhane’de toplananlara dönük yaptığı ilk konuşmada, “Mehmet Şimşek istifa etmemek için zor duruyormuş” dedi.
Buna hızlıca cevap veren Mehmet Şimşek, “Görevimin başındayım” dedi.
Özel’in ifadesi, yolsuzluk soruşturmasından Şimşek’in rahatsız olduğu, o nedenle istifa etmek istediği imasını taşıyordu.
Halbuki bu da doğru değildi.
Bu bağlamda 23 Mart’ta yaptığım paylaşımımı bir de buraya bırakıyorum:
“Mehmet Şimşek’in rüşvet ve yolsuzluk soruşturmaları ile alakalı bir rahatsızlığı yok.
Aksine, “Olağan şüphelilere” dönük böyle bir süreç yürütülmesini “Olağan” buluyor. Tabi ki bu gelişmelerin ekonomi üzerinde tahribat oluşturmaması yönünde çaba harcıyor, bunda başarılı da oluyor ama “Nereden çıktı bu iş” şeklinde tepkisel bir duruşu yok.”
Özür Özel devamında dilini sertleştirdi, saldırgan bir üslupla Şimşek’i hedef almaya devam etti.
Partisinin grup toplantısında, “Bu adamın ekonomist olarak da, insan olarak da güvenilebilecek hiçbir yanı yoktur. Mehmet Şimşek’in itibarı yerin dibindedir” dedi.
Doğrudan şahsını hedef alan bu sözlerin öfkeli bir ruhu hali içinde söylendiği, söylenen sözlerin sadece ‘lafzından’ bile kolaylıkla anlaşılabiliyor.
Öfkenin sebebini ise, Özel’in söylediklerini tersinden okuyarak anlayabiliyorsunuz.
ÜLKENİN UMUDU, CHP’NİN KORKUSU…
Şöyle ki:
19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu ve çıkar amaçlı suç örgütü kurmakla suçlanan ekibine dönük gözaltı uygulaması sonrası kritik bir dönemden geçen Türkiye ekonomisi, kritik bir teste tabi kaldı.
En son 2021’de ve 2023 Mayıs sonunda gördüğümüz sert kur ataklarının tekrarlanması halinde, ekonomi programı bozulacak, enflasyon hedefleri sekteye uğrayacaktı.
Türkiye ekonomisi için bir ‘tehdit’ olarak karşımıza çıkan bu durum, CHP ve Özgür Özel açısından bir ‘umuda’ tekabül ediyordu.
Öyle olsaydı çifte bayram edeceklerdi, öyle olmadığı için, öfke nöbetlerine tutuldular.
BOYKOT ÇAĞRISININ MANTIĞI DA AYNI…
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, içinden geçtiğimiz dönemde, ülke ekonomisinin düzlüğe çıkması, enflasyonun düşmesi, vatandaşın alım gücünün artması umudunu temsil ediyor.
Sessiz on milyonların arzusu/beklentisi, yürütülmekte olan ekonomik programın başarıya ulaşması ve belli bir periyodun sonunda ülkenin bu konuda derin bir nefes alması yönünde.
Siyasi tercihlerden bağımsız olarak ülkenin genel çoğunluğunun beklentisini yansıtan bu durum, CHP açısından bir umudu değil, bir korkuyu temsil ediyor.
Ya ekonomi düzlüğe çıkarsa korkusunu…
Bir günlüğüne de olsa ekonomiden çekilmek, alışveriş yapmama çağrısı yapmak, boykot arayışlarına girmek de aynı mantalite üzerine oturuyor.
Ekonomi bu atmosferden kötü etkilensin.
Ki, bu sayede CHP’ye iktidar yolu açılsın.
DEPREMDE DE BÖYLE YAPMIŞLARDI
Son iki hafta içinde karşımıza çıkan bu refleks, yeni bir durum değil.
Yıkıcı muhalefet anlayışı ve yıkıntılar üzerinden iktidar arama arayışları CHP için yeni gelişmiş bir refleks değil.
6 Şubat depremleri sonrasında da benzer bir refleks kendisini göstermişti.
Dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yaraların sarılmasına ufaktan da olsa katkı vermek yerine, acıları ortaklaştırmak yerine, daha üçüncü gün “Bu meseleyi siyaset üstü görmeyi reddediyorum” diyerek acılı depremzedeyi hükümet edenlere hücum etmeye teşvik eden bir tutum sergiledi.
Depremlere, acıların paylaşılması, yaraların sarılması anlamında bir gayretle değil, 3,5 ay sonra yapılacak seçimlere dönük ‘fırsat’ olarak algıladılar.
“Deprem de olduğuna göre, artık seçmenin bize oy vermek dışında bir seçeneği kalmadı” duygusu hakim, duygu haline dönüştü.
Peki sonuç ne oldu?
Şu oldu:
14/28 Mayıs seçimlerinde deprem bölgesinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a verilen oylar, Türkiye genelindeki ortalamanın daha üstünde seyretti.
Bu durumda bir öfke patlamasına yol açtı CHP çevrelerinde tabi.
Depremzedeye yapılan yardımların başa kakılması mı dersiniz?
CHP’liler tarafından yönetilen şehirlerde bulunan belediye tesislerinde kalan depremzedelerin kovulması mı derseniz…
ALTERNATİF ARAYIŞLARI YERİNE ‘ÇÖKÜŞTEN’ MEDET UMMAK KİTLE PARTİSİNE YARAR MI?
Yıkımdan medet ummak, belli bir miktar oy alarak bununla yetinen partiler açısından sorun teşkil etmeyebilir.
Bu türden partilerin değişen şartlara göre, %10’lara kadar potansiyeli olduğunu düşünebiliriz.
Ancak kitle partisi olma hedefi taşıyan bir partinin, yıkıntılar üzerinden iktidar hesapları yapması acaba işe yarar mı?
Mayıs 2023 seçimleri, ekonomik şartlar bakımından muhalefet için seçimleri kazanma anlamında elverişli imkanlar sunuyordu.
Buna rağmen niçin kazanamadılar?
Bu sorunun cevabı için bir tane daha soru sormakla yetinelim:
Muhalefetin, 6’lı masanın nasıl bir ekonomi programıyla seçmenin karşısına geçtiğini hatırlayan var mı?